Fırına geldiğimde ortalıkta Ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan fırıncı,
“Biraz bekleyeceksin hocam,” dedi.
“İki-üç Dakikaya kadar çıkartıyorum.” Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifç…e topallıyordu. Selam verdikten sonra, fırıncının tezgahına yaklaşarak, “Ekmeklerimi alayım,” dedi.
“Benim ikizler acıkmıştır.”Fırıncı, adamın kendesine uzattığı torbayı alarak tezgahın Altına eğildi ve bir Gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört-beş tane çıkardı.Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş,
tezgahın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç
tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu.Fısıltı şeklinde fırıncıya sordum. Neden taze ekmeği
beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak ya!..”Bayat ekmekleri kendisi istiyor.” dedi fırıncı. “Çok fakir
olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum.””Kim bu adam?” diye sordum.”Kore gazilerinden ” dedi. “Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşla.”Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum.”Aradaki farkı ben vereyim,” dedim.
“Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler.”
Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz sonra da, fırından yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına doldururken şekli bozuk, bayat ekmekleri de tezgahın altına koydu.”Çok şanslısın hacı amca,” dedi.
Çocuklar için sana bugün pasta gibi ekmek vereceğim.”Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırırken. “Allah, senden razı olsun evladım” dedi.
“Bugün onların doğum Günü olduğunu nereden biliyordun?”

VERESİYE DEFTERİ

Yayınlandı: 24 Nisan 2012 / Makale
Etiketler:, , , , ,

Muallim Ahmet Rıfkı..

Yıl 1915…

Çanakkale’de kızılca kıyametin koptuğu günler…

Aylardan Mayıs…

Vefa Lisesi Fransızca Muallimi Ahmet Rıfkı her günkü gibi mektepten içeri girer.

Selâm verir Ahmet Rıfkı ama çocuklar selâma karşılık vermezler!..

Ahmet Rıfkı iyice şaşırmıştır.

Arka sıralarda oturanlardan biri ayağa kalkarak; “-Hocam, mahallemizde eli ayağı tutan ağabeylerimiz Çanakkale’ye gönüllü gittiler, ama siz hâlâ buradasınız! Biz de gitmek istiyoruz, fakat yaşımız tutmuyor, söyler misiniz bize, vatanımız elden giderse sizin verdiğiniz eğitim ne işe yarar?”

Muallim yaşlı gözlerle sınıftan çıkar ve mektebin idaresine dilekçesini verir.

Arkadaşlarıyla, talebeleriyle vedalaşır, evine gelir.

Ahmet Rıfkı’nın hayattaki tek varlığı yaşlı annesi Ayşe Hanımdır ve Şehzadebaşı semtindeki evlerinde beraber oturmaktadırlar.

Durumu annesine anlatır, ondan hakkını helâl etmesini ister.

Ardından mahallenin bakkalı, gün görmüş bir zat olan Selâhattin Adil Efendiye uğrar ve şöyle der:

“Selâhaddin Amca, Allahın izniyle vatanın bağrına saplanmış olan düşman hançerini çıkartmaya gidiyorum. Senden isteğim, anamı iaşesiz bırakma! Kısmetse dönüşte borcumu öderim!”

Çeşitli cephelerde savaşa katılır.

19 Aralık 1915 günü şehit olur…

Annesi haberi alır, çok üzülmesine rağmen imanı bütün bir hanım olduğundan hâdiseyi tevekkülle karşılar.

Aklına, veresiye yiyecek aldığı bakkal gelir.

“Yedi aydır senden veresiye alırız, borcumuzu verelim de oğlum borçlu yatmasın!” der.

Selâhaddin Efendi şöyle cevap verir:

“Ayşe Hanım, sen okuma yazma bilmezsin, okuma bilen bir yakınını getir de hesabı o çıkarsın!”

Bunun üzerine Ayşe Hanım, komşusunun kızı Gülşah’la birlikte dükkâna gider.

Selâhaddin Adil Efendi, “Ahmet Rıfkı” bölümünü açarak veresiye defterini Gülşah’ın önüne koyar!

Gülşah, onlara veresiye defterindeki kırmızı harflerle yazılmış satırları gösterir.

Şöyle yazıyordur defterde:

“Bu hesap Ahmet Rıfkı’nın kanıyla ödenmiştir, vesselam!”

 

Yukardaki kısa özet, bir hikaye olmayıp bizzat yaşanmış bir olaydır.

Dostlar ırmak gibidir
Kiminin suyu az, kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya

İnsanlar vardır; derin bir okyanus…
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.

İnsanlar vardır, coşkun  bir akarsu…
Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.
Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!
Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;
Bu tip insanla bir ömür dolmaz.

İnsanlar vardır; sakin akan bir dere…
İnsanı  rahatlatır ,  huzur  verir gönüllere.
Yanında olmak başlı başına bir  mutluluk .
Sesinde, görüntüsünde  tatlı  bir durgunluk.

İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz .
Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz  her şey  meydanda.
Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
İçi dışı birdir çekinme ondan.
Her sözü içtendir, her davranışı candan…

İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.
Her biri başka bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.
Her şeyden  önemlisi insan, insan olmalı…

Can Yücel

DEGERLI ARKADAŞLARIMA

Yayınlandı: 20 Nisan 2012 / Makale
Etiketler:, , , , ,

Canım arkadasım ‘a sonsuz sevgilerimle …

Eski Türklerde Askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kaya veya taşa vererek ok atarlarmış.

Atalarımız  genelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu sırt dayanan nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş. Yıllar sonra sırt dayanan taşın ismi ARKA-TAŞ dan ARKADAŞ şeklinde dilimize yerleşmiş ve bugün bile güvenebileceğimiz, bizi
arkadan vurmayacak olan, samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isimdir.

 Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karşılaşırlar.

Aşk, kendinden emin bir şekilde sorar;

Ben senden daha samimi ve daha cana yakınım sen niye  varsın ki bu dünyada?

Arkadaşlık cevap verir: 

— Sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmek için…

Hiç bir zaman arkadaşsız kalmamanız dileğiyle…

 
FARKINDA OLMAYABİLİRSİN AMA % 100 DOĞRU;)MUTLAKA OKUYUNNNNNN

Farkında olmayabilirsin ama %100 doğru:

1. Bu dünyada uğrunda ölebileceğin en az iki kişi vardır.
2. En azından 15 kişi öyle ya da böyle seni seviyordur.
3. Herhangi birinin senden nefret edebilmesinin tek sebebei, aslında sadece senin gibi olmak istemesidir.
4. Senden gelecek bir gülümseme bazılarına mutluluk getirebilir, o senden hoşlanmasa bile.
5. Her gece, birisi uykuya dalmadan önce seni düşünüyor.
6. Birisi için dünyalara bedelsin.
7. Çok özel ve teksin.
8. Varlığını bile bilmediğin biri seni seviyor.
9. Hayatındaki en büyük hatayı yaptığın zamanda bile, ondan hayırlı birşey çıkar.
10. Ne zaman dünya sana sırtını dönmüş gibi hissedersen, dön ve bir daha bak.
11. Her zaman aldığın iltifatları hatırla. Kaba sözlerin hepsini unut.

Eğer sevgi dolu bir arkadaşsan bunu herkese gönder, sana gönderen de dahil. Eğer geri alırsan demek ki gerçekten seviliyorsun. .

Ve hep hatırla…. Hayat sana ekşi limonlar sunarsa, sen de tekila ve tuz iste ve beni çağır! İyi arkadaşlar yıldızlar gibidir, onları her zaman göremeyebilirsin ama orada olduklarını bilirsin.

‘Bir dosttan tek bir gül ve güzel bir sözü ben onunlayken almayı, öldükten sonraki bir kamyon dolusu çiçeğe tercih ederim.’

HER ZAMAN YANIMDA OLMASINI İSTEDİĞİM İNSANLARA…

Bunları Biliyor muydunuz?

Yayınlandı: 20 Nisan 2012 / Makale
Etiketler:, , ,

– Bir yılan 3 yıl uyuyabilir.

– Bal bozulmayan tek gıdadır.

– Ördeğin sesi yankı yapmaz.

– Denizyıldızlarının beyni yoktur.

– Üzüm mikrodalga fırında patlar.

 

– İnsan yılda en az bin 460 rüya görür.

– İçtiğimiz sular 3 milyar yaşındadır.

– Karınca iki hafta su altında yaşayabilir.

– İnsan kalbi dakikada 60-80 defa çarpar.

– “Pi” sayısının bir milyarıncı rakamı 9’dur.

– Dünyada insanlardan daha çok tavuk var.

– İnsanın kalça kemiği betondan daha sağlamdır.

– Türkiye’de Mehmet adında 1 milyon 229 kişi var.

 

– Sabahları elma kahveden daha fazla uykunuzu açar.

– Yerçekimsiz ortamda mum alevi küre şeklinde olur.

– Otomobil sayısı insan sayısından 3 kat daha hızlı artıyor.

– Doğum gününüzü en az 9 milyon kişiyle paylaşıyorsunuz.

– Bir bardak sıcak su, buzdolabında soğuk sudan daha çabuk donar.

– Dünyada bir yılda gerçek paradan daha fazla Monopol parası basılıyor.

– Eksi 90 derecede nefesimiz, havanın ortasında donar ve düşer.

– Vücudumuzdaki tüm damarları uç uca ekleseniz 19 bin 200 kilometre eder.

 

– Çin’de İngilizce konuşan kişi sayısı Amerika’dan daha fazladır.

– Elma, soğan ve patatesin tadı aynıdır.

Fark sadece tamamen kokularından kaynaklanır. Aslında hepsi tatlıdır.


– Kibrit kutusu büyüklüğündeki altın külçesi yufka gibi açılarak

bir tenis kortu büyüklüğüne kadar yırtılmadan uzatılabilir.


– İnsan daha çok oksijen alabilmek ve vücudundaki

karbon gazını boşaltmak için esner.


– İnsan bir günde 28-33 bin litre hava, 500- 700 litre oksijen,

2 kilogram yiyecek tüketir.


– Dünyanın en hızlı kuşu boğazlı kırlangıçtır.

3 saniye süreyle saatte 128 km. sürate ulaşmıştır.

 

– Eğer aynı zamanda aksırır, hıçkırır ve gaz çıkarırsanız,

patlarsınız.

– Aşık olduğumuzda beynimiz “phenylethylamine” üretir.

Bu kalp atışınızı hızlandırır ve sizi mutlu yapar.

Bu kimyasal madde çikolatada da vardır.


– Uzayda yerçekimi olmadığı için astronotlar ağlayamaz.

Çünkü gözyaşı aşağı düşmez.


– Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmaz, sizi gizler.

Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin

orada olduğunuzu anlamalarını engeller.


– Kahve sarhoş bir insanın ayılmasına yardımcı olmaz.

Hatta çoğu zaman alkolün etkisinin artmasına yol açar.


– Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden

daha fazladır.


– Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir.

Bu oranı tutturmak için insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gereklidir.

 

– Klinik ölüm sonrası insan 5 dakika içinde hayata geri getirilebilir.

5 dakika sonra beyin hücreleri ölmeye başlar, ama yine de bu süreyi

5 dakika daha uzatmak mümkündür.


– İnsan uzun süre bir böbrek ve bir akciğerle, midesiz,

dalaksız yaşayabilir, ama karaciğersiz bir dakika bile yaşayamaz.


– Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.

Adamın biri sokağa daha adımını atar atmaz boş bir taksi bulmayı başarmış. Taksiye bindiğinde şoför,
 “mükemmel zamanlama, aynı Frank gibisin” demiş. 

Yolcu “kim ?” diye sormuş.
 Şoför; “Frank Feldman. O her şeyi tam zamanında yapan bir adamdı. Senin sokağa çıkar çıkmaz taksi  buluvermen gibi şeyleri Frank Feldman her seferinde başarırdı.”
 Yolcu, “Bazen herkesin başının üzerinde şans bulutları dolaşır”. 
Şoför;  “Hayır, Frank Feldman’ın durumu o değil. O her açıdan süper bir adamdı. Katılsaydı teniste ‘grand-slam’i
 kazanırdı. Golf profesyoneliydi. Bir opera baritonu gibi şarkı söyler, bir Broadway sanatçısı gibi dans ederdi.
 Piyano çalışını duymalıydın. Muhteşem bir adamdı.”

 Yolcu; “Kulağa gerçekten özel biriymiş gibi geliyor.”
 Şoför; “ Dahası var… Hafizası bilgisayar gibiydi. Herkesin doğum gününü hatırlardı. Şarap  hakkında her şeyi, onunla ne ısmarlayacağını, hangi etin gittiğini bilirdi. Her şeyi tamir edebilirdi. Benim
 gibi degil. Ben bir sigorta değiştirmeye kalksam bütün sokağın elektiriği gider…”

 Yolcu; “Vay be, önemli biri yani !”
 Şoför; “ Frank her zaman en hızlı seyredilecek yolu bilir, tıkanıklıklara takılmaz. Benim gibi değil.
 Ben her zaman trafikte takılırım. Frank hayatında tek bir hata yapmamıştır. Kadınlara nasıl davranılması  gerektiğini, bir kadına kendisini iyi hissettirmeyi bilir. Kadın haksız bile olsa, bir kere bile cevap vermezdi.
 Giyimine de her zaman özen gösterirdi, ayakkabıları hep parlardı. Mükemmel bir insandı, tek bir hata bile yapmamıştır.

Hiç kimse onunla karşılaştırılamaz.”

 Yolcu, “Muhteşem birine benziyor. Nasıl tanıştın onunla ?”
 Şoför; “Frank’le aslında hiç tanışmadım.
 O öldü, ben onun kahrolası dul karısıyla evlendim !!!”

 

Ayağını bastığı yerler cennet kokan nebi!.

Ey; Yaradan’ın en güzel eseri!. “Sen olmasaydın, sen olmasaydın.. alemleri yaratmazdım!.” dediği!. Var oluşunun şerefine, bütün varlığıhediye ettiği!.

Ey; insan oğlunun ufku -en güzel insan.. Allah’ın sevgilisi, kainatın gozbebeği!.
Sen den şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem.. şefaat edermisin?.

Ey; kupkuru çölleri cennete çeviren gül!.

Ey; gönlünden gül dökülen resul!.
Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa başsağlığı dileyen.. gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen Resul!.
Benim de gözümün yaşını siler misin?.

Küçük kız çocuğunun tuttuğu gibi tutsam elinden; yüreğimden binlerce kuş uçtu, bin’i de öldü desem.. bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin?.

Ey; İslam’in peygamberi!. Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin, en güzel çiçeği!.Ama mahzun, ama kederli…Daima düşüncede, daima hüzün içinde ömründe, bir defa bile, kahkahayla gülmemiş.. gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!.

Gözlerimi yumsam, ve; hülyana dalsam.. o gül kokulu gülüşün ile, benim de gözlerimin içine güler misin?. Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma,tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana.. işte onun, işte onun hatrına!.

Ey; gözünü sevdiğim, özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!.

Ey; gönlümün sultanı efendim!. Ümidim, muradım, kurtarıcım, müjdecim…Seninle Kevser havuzunun başında buluşabilecek miyim?. desem.. bulunduğun yerden, yüreiime bir damla su serper misin?.
Seni sevsem!. Çok, çok sevsem!. Öyle çok sevsem ki; sen koksa özüm, yüreğim.. sen koksa nazım, edam.. gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan ! Ali’n, Fatıma’n gibi olsam!. Seni, onlar gibi seviyor olsam.. sen de; beni, onları sevdiğin gibi sever misin?

Ey; bize bizden daha ziyade merhamet eden!. “Ümmetim, ümmetim!.” diyerek, üstümüze titreyen!.

Ey; en ziyade muhtacımız, en çok isteyenimiz!. Bizi, Hak’tan dileyenimiz!.
Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin!. Sen, senden isteyeni geri çevirmezsin!.

Asr-ı saadet’ten değilim!. Kokladığın gül, soluduğun hava, yediğin hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindigin deve, avuçladığın kum dahi değilim!. Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!.
Lakin; ben, senin.. “Kardeşlerim!.” dediğindenim!. Ve; sana ve sünnetine revan olmak isteyenlerdenim!. Ve lakin; daha hala sevgili Veysel Karani’nin tırnağının ucu misali bile değilim, desem.. bana da hırkandan gönderir misin ?

Doğduğun günün, gecenin hürmetine.. bu gün ve gece; yüreğime, bir nur olup düşer misin?
Sevgili Peygamberim!. Rabbim; sana ve, senin al ve ashabına.. ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin;
Amin…Amin…Amin…